29/4/2008 ·
Sevgili anneciğim,
Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki, ço*cukları anne olunca çocuklaşıyor anneler... Ve insan, zamanın nasıl insafsız bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta dok*torların "Bundan sonra ağır kaldırmak yok" müj*desinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı... Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın is*tedin.
Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz ge*çirdin, kaç emzirme sean*sında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyo*ruz. Yol boyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık,
karşılıklı toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
Ben dünyanın en iyi ev*ladıydım, sense tarihin en iyi annesi...
Her çığlıkta başucum*da biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıyla ayakta kaldım.
Sevginle donandım...
* * *
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi:
Büyüdüm...
Senin kollarında "sen"den habersiz, bambaşka bir "ben" çıktı ortaya. Bazen o eski "ben"e hiç benzemeyen bir "ben"...
Çünkü farkettim ki anlattığın masalların yaşam*da karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım.
Bostandaki danaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta... Söyleyemedim sana...
"Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık eskisi kadar geçerli olmadığını" anlatan kitapları sa*lonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın di*ye...
Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeni*den: "Devir de amma değişti" diye yakınırken sen, ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
Bir yeri yaralandığında "Anam görürse ne kadar üzülür" diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl ağır bir yüktür bilir misin?
Acından çok, O'nda yaratacağı acı, acıtır canı*nı...
Oysa ne çok acılar paylaştık seninle.. Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber... Nasıl dar günlerde yar*dıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimi*zin..?
***
Lakin artık kafesten uçma vaktiydi. "Danaların girdiği bostan"da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.
Yargıladık birbirimizi bir dönem... Sorguladık...
Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe, ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
Sen her sohbete "Bizim çocukluğumuzda..." di*ye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne...
Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veri*yorsun...
... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.
Sonrası kah bir kapı zili beklentisi, kah bir mek*tup, kah bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...
Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzak*laştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...
Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda... Bakışlar*la anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acı*larımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuş*tuk.
Ben büyürken... seni de büyüttüm.
* * *
Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...
Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor gecele*ri... Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyo*rum. Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu; ya*lancı çocukların burunları uzuyor masallarda, öpülen kurbağalar prens oluyor.
...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin geçersizleştiğini anlatan kitapları kaldırıyoruz salondan gizli gizli...
O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye de*vam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...
İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini... Bense sevginden mahrum kalmaya faz*la dayanamayacağımı biliyorum.
O yüzden sana upuzun bir ömür diliyorum.
Hem biliyor musun?
"Seni çok seviyorum."
Yorum (1) Yorum yaz!
22/4/2008 ·
Efenim, pazargünü teyzoşumun güzel kızı aslıyı istemeye geldiler. herkeste bir telaş vardı tabii. bende azıcık olsadakatkıda bulundum diyelim. gerçi evdeki ufak cadı pek fırsat vermedi ama. hatta 2 pandispanyayı yakma olayı ile sonuçlandı ama yılmadım pazar sabahı hepsini hallettim. İsteme menüsünde neler mi vardı?
ıspanaklı börek, yengem yapmış
susamlı halka , yengem yapmış
poğaça, yengem yapmış
elmalı pasta , annem
rus salatası, ben
bebebisküvisinden ufak tatlılar, ben ve eşim
kalan keklerden yapılmış meyve soslu toplar,ben
tiramisu , ben
bu kadeeerrrrr
bebe bisküvisinden yapılan yukarda gördüğümüz hindistancevizli tatlıdır. tarifi çok kolaydır tavsiye ediyorum çok hafif ve çok pratik
tarifi
2 bebe bisküvisinin arasına çokokrem sürüp kapatıyoruz sonra süt dolu bir kasenin çine bırakıyoruz fazla yumuşamadan hindistancevizine buluyoruz sonra buzdalabında dinlendiriyoruz çok hafif ve çok basit değil mi?
birde meyve soslu toplarımızı tarif edelim kalan keklerimiiz bir kaba alalım ufalayalım. üzerine meyve sosounun poşetteki tarife göre hazırlayalım ekleyelim. 2 elma rendeleyelim ekleyelim. isterseniz muz falanda ekleyebilirsiniz. güzel olur. biraz damla çikolata, hindistan cevizi, fındık. yuvarlayın gitsin. üzerine de şekilli kürdanlardan koyduk mu buda olur..
tiramisuda kolaya kaçmıştım hazır paketlerden almıştım. pandispanyasını yakınca kendim pandispanya hazırladım. onuda başka zamana artık..
hadi bakalım size fikir olsun
Yorum (2) Yorum yaz!
16/4/2008 ·
div style="width:465px;">
Yorum (0) Yorum yaz!
16/4/2008 ·
Kuşum bugün tam tamına 7 aylık olduuu. ne çabuk geçti zaman, bir haftadırda dede diyor benim ufak cadım, bir del del yapıyoruz. eller açılıp kapanıyor.
birde dişimiz gelecek galiba bu aralar,pek bir mıymıyız, gece olunca sürekli ıhlayan vızıldayan bir hal içinde. alıştık artık nerdeyse 7 aydır geceleri uykum en fazla aralıksız 2 saat, bugünlerde geçecek tabii inşallahhh. fıstığım iyi olsunda. giderek daha tatlı mı oluyor ne . her yerini yiyesim geliyor. artık kendi kendine oturabiliyor. ana kucağından iniyor. kendi kendine kalkıyor. maşllahı var yanii.. gıdalarlada bir sorunumuz yok bir tek akşamları sanırım dişindne ağzını kitliyor açmıyor. şurup falan içiremiyoruz. amma kaşımak diyince çeneme bir yapışıyor dişleri olsa parçalayacak sanki.. dişleri çıkınca kaçmak lazım bu veletten..
Yorum (1) Yorum yaz!
14/4/2008 ·
malumunuz kadınız, çocukda doğurduk, üzerinden 7 ayda geçti. gel gelelim benim kilom değişmedi. geçen hafat 1 kilo verdimde sevindirik oldum. oda su olabilir maalesef. bebk doğdu süt olsun diye tatlıydı hoşaftı, helvaydı yemedim içmedim. bol bol su içtim. bir an önce verecem ya kiloları . güya eski halime dönücem. sonuçta ne oldu anca 4 ay emzirebilen bir anne, verilmeyen kilolar. aynaya baktıkça kendimi kötü hissediyorum. dünya güzeli bir yavrum var diyip kendimi avutuyorum ama, taktım bir kere kafaya. gidecek bu kilolar. önce şu diet kapsüllerinden denedim. herkeste iştah kaybı, su ihtiyacı hissettiren hap bende tık demedi, ne su ihtiyacı nede iştahda azalma. gerçi çok iştahlı da değilim yaa, ah şu yemeği yesem diye hiç geçirmem aklımdan , tek dadandığım çikolatyadı maalesef. hap bir işe yaramadı. sevgili görümcem son zamanların beşi bir yerde çayını kullandı kadın 10 günde 3 kilo verdi. bende tık yok. şimdide önümde metobolizma hızlandırıcı çay var içsem mi içmesem mi bilemiyorum. o bana bakıyor ben ona. birde krom kapsülü varmış. tatlı ihtiyacı vücudun krom eksikliğinden kaynaklanıyormuş, belki o bana yardımcı olur birde onu denicem.
gitsin artık bu kilolar istemiyorummm
Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »


